TAYYİP'İN PİSLİK ILGAZ MAFYASI

1 Nisan 2015 Çarşamba

HIRSIZ TAYYİP'İ SAVCIYA VEYA HAKİME ŞİKAYET ETSENİZ BAŞINIZA NE GELİR?


14 MADDEDE HİZBULLAHÇI HAİN TAYYİP

HIRSIZ TAYYİP'İ SAVCIYA VEYA HAKİME ŞİKAYET ETSENİZ BAŞINIZA NE GELİR?

BEN ŞİKAYET ETTİM, BAKIN BAŞIMA NELER GELDİ.

Aşağıdaki dilekçeyi, Eskişehir 3. Sulh Hukuk Hakimi Nevin Bal’a bizzat teslim ettim.

Hizbullahçı Hırsız Tayyip’in işlediği 14 suçu ihbar ettim.

Hakim Nevin Bal, dilekçemi okuduktan sonra beni akıl hastanesine kapatmakla tehdit etti…

Kamuoyuna deşifre ediyorum.



ESKİŞEHİR 3. SULH HUKUK MAHKEMESİ’NE,

              KONU: Mahkemenizin şahsıma tanıdığı temyiz hakkım sonrasında, yazmış olduğum temyiz dilekçemin, Mahkemenizce Yargıtay Hukuk Dairesi’ne gönderilmemesi ve Anayasal haklarımı Mahkemenizin gasp etmesiyle ilgilidir.

              Sayın Hakim Nevin BAL,    
           
             Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın isteği üzerine şahsımı 16/09/2009 tarihinde  “hasımsız olarak”  gıyabımda yargıladınız, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı  ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin düzenlemiş olduğu sağlık raporuna istinaden şahsımı kısıtladınız ve babam Mehmet Akkuş’un velayeti altına bıraktınız.

              Mahkeme kararınızın son paragrafında görüldüğü üzere şahsıma “temyiz hakkı” tanıdınız ve Yargıtay’a Anayasal hakkımı kullanmama hükmettiniz. Mahkeme kararınız böyle olmasına rağmen ve Mahkemenize temyiz dilekçemi sunmama rağmen, tam 35 gündür temyiz dilekçemi Yargıtay Hukuk Dairesi’ne göndermediniz.  Bu Anayasal bir suçtur. Hem şahsımı gıyabımda hasımsız olarak yargılıyorsunuz, hem de şahsıma tanıdığınız Anayasal hakkımı gasp ediyorsunuz. Bu nasıl bir adalettir?

              Temyiz dilekçemi Yargıtay Hukuk Dairesi’ne göndermek yerine, şahsımı velayeti altına bıraktığınız babam Mehmet Akkuş’un adresine postalayıp “temyiz dilekçemi,  babamın teslim etmesini” talep ediyorsunuz. 

              Eskişehir Adliyesi’nde yargılandığım tüm mahkemelerde olduğu gibi, siz Sayın Hakim’in  sorumlu olduğu Mahkeme de Anayasal suçlar işlemektedir. 

              Siz Sayın Hakim, hasımsız(!) olarak  şahsımı gıyabımda yargıladınız ve tüm kamu haklarımdan kısıtladınız. Hiçbir surette şahsıma savunma hakkı tanımadınız. Sonra da babamın velayeti altında bıraktınız. Fakat babamdan savunma talep etmediniz. Yaptığınız yargısız infaz değil de nedir?  Yargıtay’a temyiz dilekçemi gönderince, babamı adres gösteriyorsunuz ve “Temyiz beyanını Mahkemenize bildirmesini” talep ediyorsunuz.  Oysa Yargıtay, vermiş olduğunuz kararı onamadığı sürece karar kesinlik kazanmaz ve şahsım hiçbir surette kısıtlanamaz, velayet altında bırakılamaz. Temyiz dilekçemi babama göndererek suç işlemektesiniz. Tebligat üzerine VASİ ADAYI MEHMET AKKUŞ yazmakla, vasiliğinin kesinleşmediğini de zaten açıklamaktasınız. Hal böyleyken, Yargıtay’ın vereceği kararı beklemeden neden babama uyarı mektubu gönderiyorsunuz? İlişikte gönderdiğim belgede yazılıdır ki: “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.” Temyiz dilekçemi Yargıtay’a göndermemekle, Yargıtay’ı  YOK mu saydınız? Mahkemeniz, adliye mahkemesi değil midir? Mahkemeniz önce temyiz hakkı tanıdı, sonra da kendisi mi onadı?  Böyle adalet olur mu?  

              Siz Sayın Hakim’in ve sizleri yönlendirenlerin unutmaması gereken konular var. Bunları maddeler halinde sıralıyorum ve sizleri Türkiye Cumhuriyeti Adaleti’ne uymaya  davet ediyorum: 

              1).  Mahkeme Kararı’nda adı geçtiği üzere Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne, Celalettin Karanfil isimli Cumhuriyet Savcısı’nın ve emrindeki Ömer isimli polis memurunun komplosu sonrasında polis zoruyla kapatıldım. Bu komplo işinde, Eskişehir Devlet Hastanesi doktorlarından  Psikiyatri uzmanı Dr. Gönül Baylan Kaygısız’ı da kullandılar ve suçlarına ortak ettiler. Bu şahıslar hakkında Adalet Bakanlığı’na ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet dilekçeleri gönderdim. Eğer bu makamlar devletimizin makamlarıysa, sorumlu oldukları görevlerine ihanette bulunmazlar ve şahsıma düzenlenen bu komployla ilgili ifademi alırlar. “Deli” muamelesi yaparak şahsımdan ifade almayanlar bu vatanın hainleridir ve bir gün mutlaka hesabı sorulacaktır. Adalet dağıtması gerekenler suç işlememelidir. Suç işlememesi gerekenler eğer suç işliyorsa, o halde ADALET nedir?  Bağımsız Yargı nedir? 

              2).  Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, şahsımı Mazhar Osman Hastanesi’ne kapatma gerekçesi belgelidir: “2007 senesinde Başsavcılığımıza yazmış olduğu bir dilekçede hakaret ve iftira ettiği iddiasıyla…” Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu iddiası tamamen asılsız ve iftiradır. Böyle bir dilekçe yoktur. Eğer varsa ortaya çıkarılmalı ve şahsımdan önce ifade, sonra savunma alınmalıdır. Mazhar Osman’a gönderilmeden önce bu dilekçe hakkında şahsıma hiçbir surette bilgi verilmemiştir, ifade de alınmamıştır. Fakat komplo kurularak şahsım, 50 adet şizofreni hastası arasına kasıtlı olarak kapatılmıştır. Çünkü Başsavcı Gökhan Karaburun’un hırsızlıkları ve Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt’un sahtekarlıkları örtbas edilmelidir. Cinayetler işleyen bir mafya ile olan suç ilişkileri kapatılmalıdır… 

             3). Akıl ve ruh hastası olmadığımı bir çok yüksek makamlar biliyor ve şahsımla muhatap olmaya devam ediyorlar. Bunlardan biri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’dır ve ispatı da ilişiktedir. Bir komplo sonrasında, yukarılardan(!) gelen baskılara dayanamayan makamların verdiği bir rapor sonrasında, Mahkemeniz şahsımı “deli” ilan etmesi ve “velayet altında” bırakması, inanıyorum ki Yargıtay tarafından bozulacak ya da şahsımın bir başka hakem hastanede yeniden muayenemin yapılmasını talep edilecektir. Çünkü iddialarım yenilir yutulur şeyler olmadığı gibi, tüm iddialarım belgelidir. Fakat Eskişehir hakimleri ve savcıları şahsımdan belge almak yerine, sürekli iftiralar atmışlar ve linç etmişlerdir.  Başbakan’dan Adalet Bakanı’na, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı’ndan siz Sayın Hakim’e kadar yüzlerce şahıs Anayasal suçlar işlemiştir. Olan biten her şeyi ülkemizdeki aklı-selim insanlar bilmektedir ve bu davaları takip etmektedir. Nasıl ki 10 sene hapis cezam Yargıtay’dan bozularak döndüyse, Mahkemenizin vermiş olduğu bu karar da dönecektir. Fakat siz Sayın Hakim, Mahkemenize sunduğum temyiz dilekçemi Yargıtay’a göndermiyorsunuz ve Anayasal haklarımı engelliyorsunuz. Hakkınızda Savcılar ve Hakimler Yüksek Kurulu’na, Anayasa Mahkemesi’ne, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayetlerde bulunacağımı biliniz. Çünkü Yargıtay’ın henüz onamadığı bir karar yasal değildir, bağlayıcı değildir, hiçbir şekilde şahsımı kısıtlayamaz, velayet altında bırakamaz. Lütfen temyiz dilekçemi Yargıtay Hukuk Dairesi’ne gönderiniz. 

             4). Şahsımı velayeti altında bıraktığınız babam Mehmet Akkuş 76 yaşındadır. Kısa bir süre önce prostat ameliyatı olmuştur. Sağlık problemleri çok fazladır ve hiçbir surette evinin dışına çıkamamaktadır. Mahkemeniz, nasıl ki şahsımın Mazhar Osman’a kapatılma gerekçesini incelemediği gibi, hiçbir surette araştırma yapmadan şahsımı, babamın velayeti altında bırakmıştır. Öyle anlaşılıyor ki mahkeme kararınızda “vicdani kanaat” tamamen yoktur. Oysa hakimler adalet dağıtmak için yemin ederler. Eğer bu yemin siz sayın Hakim için sadece bir laftan ibaretse, lütfen vicdana geliniz de ameliyatlı yaşlı babamı bu komploların içine dahil etmeyiniz. Adamcağızın kendine faydası yok ki, Kenan Akkuş’a nasıl sahip çıksın? Mahkemeniz, babama mektup göndermekten ve yaşlı bir adamı korkutmaktan vazgeçsin. Tuvalete dahi refakatçiyle gidebilen yaşlı bir adamı korkutmak, adalet dağıtmak için  yemin etmiş devletimin bir  Hakimine yakışmıyor. İlla da velayet altında bırakmak istiyorsanız, Devletim Baro’dan şahsıma bir Avukat tayin etmelidir. Akrabalarımın içinde şahsımın velayetliğini üstlenecek bir şahıs kesinlikle yoktur.  Dahası: Söz konusu bu akrabalarımın her biri, telefonla kendilerini arayan Mazhar Osman Hastanesi’nin doktorlarına : ”Kenan Akkuş’un aklı da ruhu da yerindedir” diyerek şahsımı desteklemişlerdir. Hangi telefondan arandıklarını ve hangi sorulara nasıl cevaplar verdiklerini kağıtlara döken akrabalarım, yazdıklarının altını da imzalamışlardır. Şahsıma “Hak arama tipi” teşhisi koyan ve kısıtlanmamı talep eden doktorlardan hesabını soracağımı Mahkemeniz bilmelidir.   

             5). Mazhar Osman’a kapatılmama gerekçe olarak gösterilen dilekçe iftiradır. Böyle bir dilekçe yoktur. Bu hastanenin şahsım için düzenleyip sunduğu rapor düzmecedir. Mahkemenizin şahsım için verdiği karar adil değildir ve siz Sayın Hakim’e zorla uygulanmış baskılar sonrasında böyle bir karar aldırılmıştır. İşte bizim adaletimiz budur. Oysa Mazhar Osman’a  kapatılmama  neden olan asıl gerekçeler aşağıdadır: 

             İşte internet sitem esrehber.tv’de yayımladığım belgeli iddialarım: 

             1). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hizbullah Terör Örgütü’nün lideridir, belgelidir ve tam 11 aydır internette yayınlamama ve ısrarla şahsımdan ifade alınması talebime rağmen, hiçbir surette ifadem alınmamıştır. 

             2). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’yi bir Şeriat Devleti haline getirmeye” yemin etmiştir ve belgelidir. TBMM kürsüsünde yaptığı yemine sadık kalmamış, Başbakanı olduğu ülkesine ihanet etmiştir. 

             3). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Deniz Feneri hırsızlıklarının başrol oyuncusudur ve karaparalar AKP’nin kasasına girmiştir. 

             4). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 84 hırsızlık ve yolsuzluk davası açılmış, bunlardan sadece bir tanesinden beraat etmiştir. Sabıkalanmıştır, çıkardığı sicil AK’lama yasalarıyla kendini ve hırsız tarikatdaşlarını AK’lamıştır. 

             5). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, akıl hocaları olan Fethullah Gülen, Korkut Özal ve Cüneyd Zapsu tarafından yönlendirilmektedir ve amaçları Yeni Osmanlı Devleti adıyla bir Şeriat devleti kurmak için çalışmalar yapmaktadırlar. 

             6). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güneydoğu’da ve Irak’ın kuzeyinde Kürdistan Devletinin kurulması için çalışmakta ve Kürtleri isyana teşvik etmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı budur. “Azınlıkları Türkiye Cumhuriyeti’nin var olan rejimiyle bir arada tutmak mümkün değildir, fakat Osmanlı bunu becermiştir” iddialarıyla ülkemizin rejimi değiştirilmektedir. 

             7). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden alınan sahte bir raporla çürüğe ayrılmış ve askere gitmemiştir. Teşhis olarak konan “Testis kanseri” yalandır.  

             8). Başbakan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kullandığı otomobille, “dur” ihtarına uymayan trafik polislerinden kaçarken sanatçı Sevim Tanürek’e  çarpmış ve ölümüne sebep olmuştur. Bu olay kesinlikle kaza değildir ve kaza süsü vermek için beş tane suç işlenmiştir. 

             9). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Belediyesi’nden Türkiye Büyük Millet meclisi’ne taşıdığı ÇETE’si  tamamen hırsızdır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde suç üstüne suç işleyen ve Mahkemelerde AK’lanamayan bu soygun şebekesi, iktidar oldukları 7 sene içinde, Milletvekili sıfatlarıyla daha büyük soygunlara imzalar atmışlardır. Hem çalmaktalar, hem çaldırmaktalar ve tarikatçı zümreler 100 köşe dönmüşlerdir.
            10). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesi altında olan ve “bağış toplamada özerk edilen”  Türkiye Deniz Feneri Derneği, Almanya’daki hırsız şubesi gibi, tarikatçı hırsız zümreleri zengin etmekten başka bir iş yapmamıştır. 

            11). Başbakan’ımızın sağ kolu olan  Bülent Arınç’ın,  İsyan çıkaran ve Şeriat’ı ilan etmek isteyen Hain Dede’si, bir Asteğmen’imizin boğazını keserek katletmiş, iki bekçimizi kurşunlayarak öldürmüştür. Şeriat’ı ilan edememiş fakat alnına kurşun sıkılarak cehenneme gönderilmiştir. 

            12). BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Hizbullah Terör Örgütü tarafından katledilmiştir. Bu terör örgütünü yönlendiren, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı’dır. Bu örgüt ismini değiştirmiş, AKPİT (Ak Parti İstihbarat Teşkilatı) adını almış, devletin silahlarıyla donatılmış, “cihat” hazırlığını tamamlamış ve Şeriat’ın ilan edilmesini beklemektedir.    
       
           13).  Ülkemizde yasadışı bir örgüt daha vardır ve adı FTÖ’dür: Fethullah Terör Örgütü. Emniyet Teşkilatımız içinde yuvalanmış ve devletimizin yasal silahlarını kullanmaktadır. Dr. Necip Hablemitoğlu’nu katledenler, canımızı  malımızı ve namusumuzu emanet ettiğimiz, Emniyet birimi içinde yuvalanan Fethullah yanlısı canilerdir.   
      
            14). Recep Tayyip Erdoğan yönetimli iktidar, vali, kaymakam, emniyet müdürü ve özellikle il milli eğitim müdürlüklerine, mollaların ve ulemanın (yani tarikat şeyhlerinin) uygun gördüğü Şeriat yanlısı isimleri yerleştirmiştir. Bu kadrolara atanan şahısların hemen hemen tamamı İmam Hatip mezunu şahıslardır.  Oysa İmam Hatip, bir meslek okuludur ve mezun olanlar ibadethanelerde görevlendirilir. Bir tornacı ölü yıkayamayacağı gibi, bir imam hatipli de torna ve tesviyeden anlamaz. Başbakan’ımız, Şeriat’ı ilan etmek adına, çarpık bir düzen icat etmiştir. 

            Mazhar Osman’a kapatılma ve “deli raporu” alınma gerekçelerim işte bunlardır ve 21 tane internet sitem, şahsımdan hiçbir surette ifade ve savunma alınmadan kapatılmıştır. Başbakan’ımız, yaptığım haberlerin kamuoyunca bilinmemesi adına ve yasadışı işlerden sıyrılmak adına şahsıma komplo kurdurmuş ve susturmak adına rapor aldırmıştır. Mahkemenize yapılan baskılarla  şahsım kamu haklarından tamamen kısıtlanmıştır. Israrlı mücadelem sonrasında, beş senedir şahsıma iftira eden savcılar başka şehirlere tayin edilmişlerdir. Eskişehir Adliyesi’nde şahsımı yargılayacak Hakim bulunamamaktadır. Şahsıma açılmış çok sayıda iftira davası kaybolmuştur. Yargıtay’dan bozularak dönen davalarda, Eskişehir Hakimlerinin pislikleri kendi ayaklarına dolanmış ve Millete rezil-kepaze olmuşlardır.  Devletimizi ve rejimimizi korumaktan sorumlu makamlar, yukarıda sıraladığım konuların doğruları yansıttığını biliyorlar ve şimdilik suskun kalıyorlar.  Ergenekoncu ilan edilmemek için “sükut altındır” diyorlar.  

             Sayın Hakim Nevin BAL,

           Mahkemeniz, bu dilekçemdeki iddialarım konusunda şahsımdan savunma almalıdır,  ya da temyiz dilekçemi Yargıtay’a göndermelidir. Üçüncü bir yol daha vardır: Güvenilir bir hastanede şahsımın yeniden incelenmesi ve üniversite hastanelerinden hakemlik talep edilmesi… Siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Hakimi’siniz ve lütfen devlet adına suç işlemeyiniz. Lütfen şahsıma “deli muamelesi” yapmayınız. Çünkü belgeler “deli” ilan edilemez. Kenan Akkuş belgesiz hiçbir iş yapmaz.

            Şahsımı deli ilan edenler, aslında bu Devletin ve Milletin ekmeğini yiyip hainlik eden zırdelilerdir. Bu tespitim siz Sayın Hakim’e değil, sizleri baskıyla yönlendiren hırsız Devlet Büyüklerimizedir. Devletin trilyonlarıyla TIR’lar dolusu sucuk-peynir alan-çalan zerzevatlaradır.     
      
             Siz Sayın Hakim’den bu dilekçemi kale almanızı, Devletimiz üzerinde oynanan oyunlara gelmemenizi, ilgili makamlara suç duyurusunda bulunmanızı,  Mahkemenize sunduğum temyiz dilekçemde  ilettiğim her olay ve konuyu araştırmanızı,  şahsımdan ifade ve belge alınmasıyla ilgili yardımcı olmanızı, özellikle Mahkemenize sunduğum temyiz dilekçemin Yargıtay Hukuk Dairesi’ne göndermenizi bir kez daha istirham ediyorum. Ayrıca bu dilekçemin, temyiz dilekçemle birlikte Yargıtay Hukuk Dairesi’ne gönderilmesini talep ediyorum.         

             Ben suç işlemiyorum. Vatandaş olmanın gereklerini yerine getiriyorum. Siz Sayın Hakim’den ve Mahkemenizden Devletim, Milletim ve ülkemizin geleceği adına “vicdani kanaat” talep ediyorum.

             Mahkemenize saygılarımı sunuyorum… 02/12/2009


Hiç yorum yok: